Erkekcom – E-Dergi

İstanbul’un 1,600 Yıllık Limanı Theodosius

İstanbul’un 1,600 Yıllık Limanı Theodosius

İstanbul Yenikapı’da ortaya çıkarılan Theodosius Limanı’nın tarihi
M.S. 4. yüzyıla uzanmakta. Üsküdar ve Sirkeci kazıları ile birlikte
gerçekleşen çalışmalarda karşılaşılan eser ve buluntular Osmanlıdan,
Bizans, Roma ve Antik Yunana hatta Neolitik devirlere uzanan arkeolojik
bir şölen adeta.

Yüzyıllar boyunca iki imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul,
tarihin her döneminde önemini korudu. Yeditepe üzerine kurulmuş görkemli
camiler, Galata, Pera, Kız Kulesi ve Haliç, seyyahlara ilham kaynağı
oldu. Ancak akan zamanla birlikte büyüyerek bir megakente dönüşen şehir,
19. yüzyılda başlayan ve artarak devam eden bir ulaşım sorunuyla karşı
karşıya. Kentin bu sorununu çözmek üzere Marmaray ve Metro Projeleri
geliştirildi. Ulaştırma Bakanlığı tarafından başlatılan Marmaray
Projesi, İstanbul’un Asya ve Avrupa kıtalarındaki demir yolu hatlarını
boğazın altından geçen bir tüp tünel vasıtasıyla birbirine bağlayacak.

Tarihi dokuya sahip bu istasyon alanlarında, Marmaray ve Metro inşaat
kazılarından önce, 2004 yılında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü
tarafından arkeolojik kazılara başlandı. Farklı uzmanlık alanlarından
oluşan, geniş katılımlı kazı ekipleri tarafından yürütülen arkeolojik
kazılar sırasında, gün ışığına çıkartılan kültür varlıkları, İstanbul’un
kültür tarihine önemli ölçüde katkı sağladı.

Özellikle yüzlerce yıl İstanbul’un sebze ve meyve bahçeleri olarak
bilinen ve Osmanlı Dönemi’nde “Vlanga” olarak adlandırılan Yenikapı’da,
Bizans Dönemi’nin önemli limanlarından olan Theodosius Limanı gün
ışığına çıkartıldı. 4. yüzyılda kurulan ve 7. yüzyıla kadar aktif olarak
kullanılan bu limanın zaman içinde dolarak karaya katıldığı ve bostan
olarak kullanıldığı, 16.yüzyılın ortalarında İstanbul’u ziyaret eden
seyyahların notlarından biliniyor.

Yenikapı Theodosius Limanı Kazıları

Theodosius
Limanı’nın yeri yazılı kaynaklar ile eski haritalardan biliniyordu.
Ancak Bizans ekonomisinde önemli bir yere sahip bu limanın planı,
büyüklüğü ve gerçek konumu bilinmiyordu.

Byzantion, Anadolu ile Balkanlar, Karadeniz ile Ege dünyası arasında
zorunlu bir geçiş noktasında kuruldu. Bu durum kentin gelişmesine büyük
katkı sağladı. Byzantion, sahip olduğu limanları nedeniyle ticaret
yollarının kontrolünü elinde tuttu. Theodosius Limanı, I.Theodosius
(M.S. 379–395) tarafından Roma İmparatorluğu’nun büyüyen yeni
başşehrinin ihtiyaçlarını karşılamak için yaptırılmıştı. Liman, derin
doğal koyun güney tarafına, doğudan batıya doğru uzanan bir dalgakıranın
yapılmasıyla oluşmuştu. Limanda girişi gözetlemeye yarayan büyük bir
kule ve diğer yapılarla bilikte İskenderiye veya başka yerlerden büyük
gemilerle getirilen tahılın depolanması için silolar bulunuyordu. Söz
konusu siloların limanın mille dolduğu 10. yüzyıldan sonra alternatifsiz
bir şekilde kullanıldığı kaynaklardan biliniyor.

Liman alanında sürdürülen arkeolojik kazılarda, Marmaray kazı
alanında 13, Metro kazı alanında 21 olmak üzere toplam 34 tekne tespit
edildi. Zamana karşı duramayan Theodosius Limanı, sularını limanın
yapıldığı doğal koya boşaltan Lykos, yani Bayrampaşa Deresi’nin taşıdığı
alüvyonların birikmesi sonucu doldu ve Marmara Denizi’nden yaklaşık 1,5
km uzaklaşarak kara içinde kaldı. Limanın dolmasında yapılaşma ve
tarımsal faaliyetlerin de etkisi var.

Kazılar sonucu, Theodosius Limanı’nda tespit edilen batıkların çoğu,
limanın girişine yakın doğu ucunda bulunuyor. Limanın, batı ucundan
başlayarak doğuya doğru dolduğu, doğu ucun ise 10. yüzyılın sonunda veya
11.yüzyılın başlarında doğal bir afetin, belki de çok şiddetli bir
lodos fırtınasının, limandaki tekneleri büyük ölçüde tahrip etmesine
kadar kullanıldığı düşünülüyor. Bu teknelerden, YK 1 olarak
isimlendirilen ve Marmara Adası’ndan yüklediği amforalarla gelip limana
demirlediği tahmin edilen teknenin battığında limanda demirli olduğu,
taşıdığı yükten ve içinde bulunan iki demir çapadan anlaşılıyor.
Amforalardan oluşan yükü batarken kırılarak deniz yatağına dağılmış.

Liman alanı içinde sürdürülen kazılarda, yüküyle battığı tespit
edilen ikinci tekne ise YK 12’dir. Bu teknenin içinde, Ganos
(Gaziköy-Tekirdağ) üretimli sağlam durumdaki 16 amforayla birlikte, çok
sayıda kırık amfora parçaları bulundu. Teknelerin liman içinde ne tür
bir felaketle karşılaşarak battıklarını kesin olarak söylemek şu an için
mümkün değil, ancak, fırtına ya da tsunami gibi bir doğal afete
uğradıkları, bazı teknelerinde ömrünü tamamladıkları için terk
edildikleri düşünülüyor.

Yenikapı kazı alanının batısında, 100 ada olarak isimlendirilen 2.
Bölge ile bu bölgenin doğusunda kalan 3. Bölgede sürdürülen kazılarda,
ortaya çıkarılan mimari kalıntılar, İstanbul’un tarihi ile ilgili önemli
verileri ortaya koyuyor. Limanın mendirek içinde kalan en batı ucunda
kuzey/güney doğrultusunda, dörtgen formlu blok taşlardan yapılan bir
rıhtım tespit edildi. Rıhtım taşlarının hemen önünde,   birbirine
paralel olarak iki sıra halinde uzanan ahşap kazıklar, olasılıkla
rıhtımın uzantısı olarak kullanılan bir iskeleye ait.

Metro alanında sürdürülen kazılarda alanın kuzeybatı kesiminde,
limanın dolmaya başladığı, M.S. 13. yüzyılda inşa edildi. Kilise içinde
ve çevresinde sürdürülen kazılarda 23 mezar açığa çıkarıldı. Limanın,
Metro kazı alanında kalan bölümünde genişliği 4,80 m. uzunluğu 11,70 m.
olan kalın ve sık kazıklardan yapılmış ikinci bir iskele tespit edildi.
Bu iskele kazıklarının üst kısmında I.Iustiniaus’a (M.S. 527–565) ait
altın bir sikke bulundu.

Marmaray ve Metro Projesi kapsamında yürütülen Yenikapı kazılarında
yaklaşık 25 bin eser tespit edildi. Buluntuların en önemli özelliği,
dönemin ticareti, günlük yaşamı, ekonomisi ve dini inançları ile ilgili
bilgiler vermesi. Gemi sahiplerinin isimleri ve nereli olduklarının
yazılı olduğu pişmiş toprak levha, taş ve demir çapalar, batık teknelere
ait makara, halat gibi buluntular ile 10. yüzyıla tarihlenen amfora
gövdesi üzerine kazınmış gemi betimi, dönemin gemiciliği ve gemi tipleri
hakkında bilgi vermesi açısından önemli. Ayrıca takunyalar, taraklar,
kaşıklar gibi onlarca çeşitte, yaklaşık 2500 adet ahşap eser bulundu.
Athena büstü şeklinde kantar ağırlığı, bronz terazi ve ağırlıkları,
kurşun yazıtlar, ekmek damgaları, İsa heykelciği, haçlar, İsa betimli
cam kâseler, deri sandaletler, fildişi ve kemik aletler de dönemin
günlük yaşamını yansıtıyorlar.

SİRKECİ

Marmaray Projesi kapsamında Sirkeci
İstasyonunun kuzey ve güney giriş alanları ile batı ve doğu şaftlarda
sürdürülen arkeolojik çalışmalar, İstanbul gibi çok yoğun yapılaşmanın
olduğu bir kentin tarihsel gelişiminin saptanması açısından bir şans
olarak değerlendirilmeli. Sirkeci’de şaft alanları ile Gar alanı içinde
sürdürülen kazılarda Geç Osmanlı, Bizans ve Erken Bizans Dönemleri’ne
ait mimari kalıntılar ile Roma öncesi döneme ait küçük buluntu ve çanak
çömlek tespit edildi.

ETİKETLER:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
erkek haberleri